Subscribe to Entires via RSS Subscribe to Comments via RSS Subscribe to Entires via Email About This Blog

Yunanistan’da ilaç krizi kapıda

Diyabet hastalığının tedavisinde kullanılan önemli insülin ilaçlarından birininin üreticisi olan şirket Yunanistan’dan çekileceğini açıkladı.

Danimarka kökenli Novo Nordisk, hükümetin bütün ilaç fiyatlarında yüzde 25 kesintiye gidilmesini öngören kararnamesine karşı çıkıyor.

Yunanistan’daki Diyabetle Mücadele Derneği, ilaç şirketinin kararını ”acımasız bir kapitalist şantaj” olarak niteledi.

Şirketin bir sözcüsü ise, fiyatlarda kesintiye gidilmesinin zarar etmelerine neden olacağını öne sürdü.

Yunanistan, kamu borçlarını azaltma çabaları kapsamında ilaç maliyetlerini de düşürmeye çalışıyor.

Uluslararası ilaç şirketleri ise, Yunan hükümetinin kendilerine milyarlarca euro borçlu olduğunu öne sürüyor.

Şirket ayrıca Yunanistan’daki yüzde 25 kesintinin diğer ülkeler tarafından da emsal olarak algılanmasından kaygılı.

Ama şirketin Yunanistan’dan çekilme kararı nedeniyle çok sayıda diyabet hastasının hayatını kaybetmesinden endişe ediliyor.

Bu sene kabak tadı vermeyecek

Karpuz ekiminin neredeyse tamamının kabaktan aşılama yönetimiyle yapılmasına rağmen, ziraat mühendislerinin yaptığı denetimler sayesinde ürünler kabak tadı vermeyecek. Tarım İl Müdürlüğü mühendisleri, denetimi tarlada yaparak onay verdikten sonra piyasaya sürülecek.

Adana Tarım İl Müdürü Fikret Coşkun, karpuz tarlalarının bulunduğu bölgelerde kontrol memurlarının sürekli dolaştığını ve bunlardan olur almayan hiçbir üreticinin karpuzu hasat etmediğini söyledi. Gerek tarlada toplanmış, gerekse kamyonlarda yapılan tüm kontrollerde olgunlaşmamış(kabak) ürüne rastlamaları durumunda bunu jandarma eşliğinde imha ettiklerini ifade eden Coşkun şunları dile getirdi:

“Üretici de artık bilinçlendi. Ürününü olgunlaşmadan topladığı takdirde biz yakalarsak imha ediyoruz. Kaldı ki bütün kontrollere rağmen tüccara gitse bile tüccar bir daha aynı üreticiden mal almayacağı için üretici bu yola başvurmuyor. Ama en önemlisi biz bu konuda çok ciddi bir kontrol mekanizması kurduk. Bu kontrollerden kolay kolay ürün kaçmıyor. Yalnız her şeyde olduğu gibi karpuzda da yüzde 3-5 bozuk mal çıkabilir bu da normaldir.”

Türkiye’de ilk yerli karpuzun piyasaya çıktığı Adana’da toplam 120 bin dönüm alanda ekim yapılıyor. Kabaktan aşılama yöntemi ile karpuz dikiminin birçok avantajı bulunduğu kaydeden Coşkun, bu sayede her yıl dikim yapılabildiğini ve ürünün raf ömrünün arttığını bildirdi. Coşkun ayrıca zamanında hasat edilen aşılanmış karpuzun lezzet ve görüntü açısından hiçbir farkı olmadığını kaydetti.

Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Durmuş Halis, karpuz üreticisinin kaliteli balkabağı fidesine aşı yaptığı için çok lezzetli ürün çıktığını söyledi. Halis şu bilgileri verdi: “Karpuzu çekirdekten ekmemiz artık neredeyse imkansız. Çünkü bir tarla bir yıl ekildikten sonra 7-8 yıl ara verildikten sonra ikinci kez karpuz ekilebiliyor. Bunu da çiftçinin bugünün şartlarında kaldırması mümkün değil. Kaldı ki artık üretici çok bilinçli ve en iyi karpuzu nasıl yetiştireceğini çok iyi biliyor. Karpuz ekim ve toplanması da kademeli olarak yapıldığı için fiyatın bir anda çok fazla düşmesi gibi bir durum da yaşanmıyor. Zaten kısmi bir ihracat da yapılıyor. Üreticimiz şu anda memnun durumundan.”

Karpuz üreticisi İsmet Karakuş çiftçinin tarım il müdürlüğünün düzenlediği seminerlere katılanlara kendini geliştirdiğini ve çok bilinçlendiğini ifade ederek, şunları söylüyor: “Eskiden çiftçi tarlaya girdiğinde bütün karpuzları toplardı. Şimdi öyle olmuyor. Olmuşları toplayıp diğerlerini bırakıyor. Tam kıvamına gelmiş karpuzda asla kabak tadı olmaz. Tüccar da buna çok dikkat etmeye başlayınca çiftçide karpuzun kıvama gelmesini beklemek zorunda kalıyor.”

Son yıllarda yerli ürünün piyasaya çıkmasıyla yaşanan ‘karpuz’da kabak tadı’ tartışması bu sene yaşanmayacak.

Osmanlı’nın büyüklüğünü gösteriyor

Mısır’ın başkenti Kahire’deki Türk Şehitliği’ni ziyaret eden Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Balkanlarda, Ortadoğu’da pek çok yerde şehitlikler bulunduğunu, bunların Osmanlının büyüklüğüne işaret ettiğini söyledi.

Üç ay gecikmeli olarak Mısır’a resmi ziyaret gerçekleştiren Başbuğ, bugün sabah Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek tarafından kabul edildi. Daha sonra meslektaşı Hüseyin Tantavi ile bir araya gelen Başbuğ, iki ülke arasındaki askeri ilişkileri masaya yatırdı.

Ardından Kahire’nin Abbasiye semtinde bulunan Türk Şehitliği’ni gezen Başbuğ burada yatan 4.500 şehidin kutsal toprakları savunmak için canlarını feda ettiklerini belirtti.

Türk ve Mısır silahlı kuvvetleri arasındaki işbirliği alanlarının başında eğitim ve öğretim geldiğini söyleyen Başbuğ, savunma sanayi konuları da dahil olmak üzere işbirliğinin önümüzdeki süreçte çok büyük bir ivme kazanacağına inandığını belirtti.

Daha fazla yakınlaşmanın iki ülkeye büyük güç katacağını ve bölge barışının sağlanmasına katkıda bulunacağının da altını çizen Org. Başbuğ her tarafı tarih olan bir ülkeye gelmekten son derece mutlu olduğunu vurguladı.

Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar her yerde Türk şehitliği gördüklerini ifade eden Başbuğ, bunun da Osmanlı Devleti’nin büyüklüğünü, ne kadar büyük bir alanda yaşadığını gösterdiğini belirtti.

Yaklaşık üç ay önce Mısır’a gelmesi beklenen Orgeneral Başbuğ, ortaya çıkan Balyoz darbe planı iddiaları üzerine gezisini ertelemek zorunda kalmıştı.

Geçtiğimiz yıl sonunda Mısır Genelkurmay Başkanı Tantavi Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirmişti. Başbuğ’un resmi temaslarının ardından Mısır’ın tarihi ve turistik bölgelerini gezmesi bekleniyor.

2008 yılı sonunda gerçekleşen Gazze saldırıları sonrası bozulan Türk-İsrail ilişkilerinden sonra Ankara-Kahire askeri ilişkileri de hızla gelişmeye başlamış ve iki ülke ortak deniz tatbikatı gerçekleştirmişti

BDP’nin basın açıklamasında gerginlik

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’nin Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yapmak istemesi, gergin anların yaşanmasına yol açtı.

Polis, Basmane Meydanı’nda toplanan BDP’li gurubun izinsiz olarak Cumhuriyet Meydanı’na yürümesine de izin vermedi.

22 Kasım 2009 günü Üçyol’da konvoyu taşlanan eski DTP’nin devamı olan BDP, İzmir’in Gündoğdu Meydanı’nda “Barış için Diyalog” mitingi yapmak istedi. Gündoğdu Meydanı’nda yapılmak istenen mitinge, İzmir Valiliği izin vermedi. Valiliğin, miting için adres gösterdiği Buca Akıncılar’ı kabul etmeyen BDP, bu defa Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yapma kararı aldı. BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve Nuri Yaman’ın da katıldığı BDP’liler basın açıklaması için saat 12.00′de Basmane Meydanı’nda toplandı. Çevrede geniş güvenlik tedbirleri alan polis, gurubun Cumhuriyet Meydanı’na yürümesini engellemek için çevre yolları panzerler ve çevik kuvvet ekipleriyle tuttu. Polis barikatlarını aşamayacağını anlayan BDP’li milletvekilleri ve il yöneticileri yürüyüş için İzmir Valiliği’nden izin alma girişiminde bulundu. Bu girişim uzun süre sonuçsuz kalınca gerginlik arttı. Daha önce barış içerikli sloganlar atan gurup, sloganlar atarak gerginliği tırmandırdı. BDP’li milletvekilleri ile polis müdürleri arasında 2 saatten fazla süren görüşmelerin ardından gurubun Çankaya’ya kadar yürümesine izin verildi. Yaklaşık 300 metre yürüyen BDP’li gurup burada basın açıklaması yaptı.

BDP Muş Milletvekili Nuri Yaman, İzmir Valiliği’nin izin vermemesini eleştirdi. Demokrat olmayan insanların İzmir’e yakışmadığını söyledi. “Demokrat olmaktan korkmayın” diyen Yaman, “Bizi iki saat o meydanlarda beklettiler. Ne geçti ellerine. İki milletvekiliyle halkı o meydanda iki saat bekletmek insan hakları ihlalidir.” dedi.

Guruba seslenen Yaman şunları söyledi: “Doğudan Güneydoğu’dan gelen sizler, şu anda İzmir’de yaşıyorsunuz. İzmir’e sahip çıkın. İzmir, bizim dedelerimizin de içinde bulunduğu kişilerin kanıyla alındı. Her karışında bizim de hakkımız var. Başkalarının da Diyarbakır’da, Hakkari’de hakları olduğu gibi. Kardeşlik temel ilkeniz olsun.” Sırrı Sakık ise Türkiye’de birilerinin kanın durmasını istemediğini söyledi. Birilerinin üniversitelerde Kürt-Türk çatışmasını körüklemek istediğine dikkat çeken Sakık, örnek olarak ise Muğla Üniversitesi’nde yaşanan olayları gösterdi. Sakık, benzer olayların yaşanabileceğine dikkat çekerek, şöyle dedi: “Ölenler Türküyle-Kürdüyle yoksulların çocukları. Biz bunlar olmasın diye meydanlardayken, telefonlarımıza çıkmıyorlar.”

Basın açıklamasına BDP’nin yanı sıra DİP, EDP, ÖDP ve çeşitli sivil toplum kuruluşları da katıldı. Muğla Üniversitesi’nde yaşanan olaylarda hayatını kaybeden Şerzan Kurt’un fotoğrafının bulunduğu “Seni mücadelemizde unutmayacağız” yazılı pankart dikkat çekti.

Meraklısı burada

Dünya kupası için özel hazırladığımız fifa2010.spordabugun.com internet sitesi büyük ilgi görüyor. An be an yenilenen içeriğiyle okuyucuların beğenisini kazanan siteyi ziyaret etmek ister misiniz?

Haziran ayında Güney Afrika’da yapılacak Dünya Kupası heyecanı yeşil sahalardan önce fifa2010.spordabugun.com’da

spordabugun.com ve fifa2010.spordabugun.com adresinde Dünya Kupası’yla ilgili her türlü bilgiyi bulmak mümkün. Şampiyonaya katılacak ülkelerle ilgili tüm bilgiler ve en güncel video görüntüler fifa2010.spordabugun.com’da

Ahhh Müslümanlık ahh! [Yorum]

Ahhh Müslümanlık ahh! [Yorum]

Her zamanki gibi gamlı, kederli, hüzünlü haliyle başladı konuşmaya. Dokunaklı bir ses tonu ile yavaş yavaş, sade bir üslup, anlaşılabilir cümlelerle tane tane konuşuyordu.

[Yorum - Ahmet Kurucan]
Kırık mızrabını gönül mahbesinin sinesine vuruyordu. Vurduğu her mızrap derinden derine karşılık buluyordu sinelerde. Sanki İslam’ın, sanki insanlığın bütün dertlerini üzerine yüklenmiş gibiydi. Başkalarını bilemem ama en azından benim hissettiğim buydu. Rabb’ime karşı saygısızlık mı ettim bilmiyorum ama o anki hissiyatımı sizlerle paylaşayım. Şöyle dedim içimden: “Yüksek tepelerde kar, bora, fırtına hiç eksik olmaz mı Ya Rab! Böylesi insanların hiç nefes almaya hakları yok mu? Bahar hiç uğramayacak mı bunların semtine?”

Ben bu haleti ruhiye içindeyken o, mütareke yıllarının dertli şairinin bir şiirinden şu mısraları okumaya başladı:

“Harap iller, serilmiş hanümanlar, başsız ümmetler

Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar

Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar

Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar

Tegallübler, esaretler, tahakkümler, mezelletler

Riyalar, türlü iğrenç iptilalar, türlü illetler

Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar, yanmış ormanlar

Ekinsiz tarlalar, ot basmış evler, küflü harmanlar

Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar

Gaza namiyle dindaş öldüren biçare dindarlar

Ipıssız aşiyanlar, kimsesiz köyler, çökük damlar

Emek mahrumu günler, fikri ferda bilmez akşamlar …”

Muarefesi olanlar anladı. Akif’ten bahsediyordu Fethullah Gülen Hocaefendi. Ataullah Bahauddin’in “Odama girdim; kapıyı kapadım; ağlamaya başladım: O gün akşama kadar İslam’ın garibliğine, Müslümanların inhitâtına ağladım, ağladım… ” sözlerinden hareketle meşhur “Umar mıydın?” şiirini yazan Akif’ten. “Umar mıydın ki: Ma’betler, ibadetler yetîm olsun? Ezanlar arkasından ağlasın bir nesl-i me’yûsun?” diye başlayıp, “Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş: Ne din kalmış, ne iman, din harâb, iman türâb olmuş!” diye devam eden ve nihayet “İlâhî! Bir müeyyed bir kerim el yok mu, tutsun da, Çıkarsın Şark’ı zulmetten, götürsün fecr-i maksûda?” diyerek şiirini bitiren Akif’ten.

Farklı dönemlerde yaşasalar da çekilen dert, duyulan ıstırap, kıvrım kıvrım insanı kıvrandıran sancıların buluşturduğu iki insan bence M. Akif ve Hocaefendi. Onun için olsa gerek sık sık sohbet ve yazılarında Akif’e müracaat eder Hocaefendi. Yeri gelir düşüncelerini onun bihemta sözleri ile temellendirir. Gün gelir, destek alır ondan duygularına, hislerine; zaman olur, destek verir ona yaptığı tesbitlerle.

İşte yine böyle bir zamanı yaşıyorduk. Anlaşılan o ki, Akif’in resmini çizdiği ciğersuz manzaranın sebeplerine değinecekti sohbetinde. Sözün akışı onu gösteriyordu, tahmin ettiğim gibi de oldu. Gözleri buğulu, azıcık duyarlı bir insanın ciğerini delen ok gibi, mızrak gibi sözleri ile şu tesbitlerini dile getirmeye başladı yukarıdaki mısraları bitirir bitirmez: “Ahh Müslümanlık ahhh! Senin derinliğini bulmak için çalışmadık. Senin enginliklerinde yüzmek için gayret sarf etmedik. Bulduğumuz ile yetindik. Dün himmetlik ettik. Yedik, içtik, yan gelip sırtımız üzerine yattık. Bilmem ki bugünün nesilleri dünden farklı olarak buldukları ile yetinme, gözeleri eşeleyip onlarla iktifa etme yerine senin derinliklerine inme, enginliklerine yelken açma azim ve gayretini gösterebilecek mi?”

Sonra o buğulu gözleriyle etrafına baktı; baştan sona süzdü herkesi. Ardından: “Göstermelerini ümit ediyoruz.” dedi. “Bir ömür boyu biz bu ümitle yaşadık. Allah ümitlerimizde bizi inkisara uğratmasın.” diye de temennisini dile getirdi. “Amin” sesleri duyuldu bu ara sohbet halkasından. Hocaefendi devam ediyordu konuşmasına: “Eğer bu azmi gösterirlerse” diyordu, Allah’ın kainata koyduğu tabii kanuna işaretle, “gayret ve çabalarında ciddi olurlarsa, Allah aradıklarını ihsan edebilir onlara.”

Pekala ciddiyetin ölçüsü neydi? Zihinlerde beliren bu soruyu cevapsız bırakmadı Hocaefendi. “Belki çoklarınıza ağır gelecek” kaydıyla: “Yitiği arama duygusu vardır insanda. İşte bu duyguyu harekete geçirme. 5 asırdır, 10 asırdır yitirdiğimiz değerler var bizim. O değerleri yeniden bulmak, yeniden hayata mal etmek için günde 50 defa canını verecek ölçüde cömert davranma. Alın size yitiği arama, O’nu bulmada bir ciddiyet ölçüsü. Belki çoklarınıza ağır kaçıyor bu sözlerim! Eğer öyleyse “dertli söylegen olur” perspektifinden bakın ve beni hoşgörün.”

Gerçekten İslam’ın derinliklerine dalma tarihte olmuş muydu, yeniden olacak mıydı? Ne düşünüyordu bu hususta? Arada sorulan bir soru münasebetiyle buna da cevap verdi Hocaefendi. Soru, nefsin tezkiyesi, kalbin tasfiyesi diyerek kullandığımız tezkiye ve tasfiye kavramlarının açılımları ve bunların nefis ve kalb ile münasebetleri hakkındaydı. Bu iki kavramın hem dil bilimi hem de literatürdeki kullanım alanlarını örnekleri ile açıkladıktan sonra dedi ki: “Nefsin tezkiyesi, kalbin tasfiyesi hakiki Müslümanlığın yaşandığı dönemlerde sıradan şeyler; hem de herkes için. Ama şimdi mektep boş, mabed boş, ev boş, sokak boş; bütün bu boşluklar içinde dolu insanların zuhuru mümkün olmuyor. Ama olmuyor ve olmayacak deyip bir kenara mı çekileceksiniz? Elbette hayır. Şimdiye kadar yaptığınız işe devam edeceksiniz. Hayatın hiçbir alanını boş bırakmayıp mütecessis ruha sahip hür, sorumlu ve şuurlu insanlar yetiştireceksiniz. Bakın bizim insanımıza. Batılı insanların elinde var olan imkânların belki onda biri bile olmadan geldiği seviyeye. Harici ve dahili onca müdahalelere rağmen elde ettiği konuma. İmkânsızlıklar ve sahipsizlikler içinde ancak bu kadarı oluyor. Biraz imkân verilsin, göreceksiniz kimin aslan kimin kaplan olduğunu…”

Söz kendini derin sulara kaptırmış, dalgalar misali tedailerin akışı içinde kah oraya, kah buraya vurarak ama müthiş bir insicam içinde ağızdan dökülmeye devam ediyordu. “Ahh Müslümanlık!” iç geçirisine son verecek diriliş hamleleri önündeki engellere sıra gelmişti. Çok farklı bir perspektiften baktı ve oldukça keskin cümlelerle temas etti meseleye Hocaefendi. “Allah hakkına hakkıyla riayet etmeyenler, kul hakkına da hakkıyla riayet edemezler.” dedi önce. Sonra; “Kul hakkına, umumun hakkına, milletin hakkına tecavüz, Allah’ın hakkına da tecavüz sayılır ve Allah hesabını sorar bunun. Milleti bölüp parçalayanlar, hizip mülahazası ile hareket edip milletin aydınlık yarınlarına engel olanlar, ne Allah’ın rahmetine kavuşabilir ne de cennete gidebilirler.”

Artık yorulmuştu. Duygu ve düşünce yoğunluğunun iç içe olduğu böylesi bir konuşmayı dinleme bizi yormuştu; konuşanı nasıl yormazdı ki? Bu defa buğulu değil, nemli değil, herkesin müşahedesiyle inci gibi yanaklarından aşağıya dökülen gözyaşları ile: “Allah keşke benim canımı alsaydı da milletim ayakta olsaydı. O ölüm denen şey neyse, günde bin kerre bütün acılığıyla üzerime gelseydi de milletim ruhunun abidesini ikame etseydi.” Bu son iki cümle salonda bulunan bazı hüşyar ruhların, mürde gönüllerin gözyaşlarını salmasına vesile olmuştu. İhtimal Hocaefendi bu atmosferi Allah’ın rahmetine vesile olur düşüncesiyle değerlendirmek istedi. Sonunda herkesin yüksek sesle amin diyerek karşılık verdiği şu cümlelerle bitirdi sözlerini: “Allah’ın hakkına hayatımızın her bir saniyesinde riayet etme, O’nun hakkı bizim de vazifemizdir. Bence bu hakka riayet etme sorumluluğunun şuurunda olan her bir insan için aksa’l gayat olmalıdır. Aksa’l gayat; en yüksek hedef demek. Rabb’im bu en yüksek hedefe ulaşanlardan eylesin.” Amin.

Akif’le başladım Akif’le bitireyim: “Şarka bakmaz garbı bilmez görgüden yok vayesi; Bir kızarmaz yüz yaşarmaz göz bütün sermayesi” kategorisinde yer alanların bu sohbetten alacağı bir hisse olur mu acaba?

Referandum takvimi belirlendi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Deşiklik Yapılması Hakkında Kanunun halkoyuna sunulmasına ilişkin takvimi belirledi.

YSK’nın, Anayasa’nın 175. ve 3376 sayılı Anayasa Değişikliğinin Halk Oyuna Sunulması Hakkında Kanun uyarınca belirlediği takvime göre, halkoyuna sunulma takviminin başlangıç tarihi 31 Mayıs 2010 olacak ve halk oylaması 12 Eylül 2010 Pazar günü yapılacak.

Takvime göre, 31 Mayıs Pazartesi günü muhtarlık bölgesi askı listelerinin dökümüne başlanacak, halk oylamasına ait parametreler, Bilgisayar Destekli Seçmen Kütük Sistemi’nden (SEÇSİS) tanımlanacak.

Muhtarlık bölgesi askı listeleri, taksirli suçlardan hükümlüler ile tutuklu seçmen listesi dahil, güncelleştirilmek üzere 9 Haziran Çarşamba günü ilçe seçim kurullarınca askıya çıkarılacak, Yurt Dışı Seçmen Kütüğünün internet ortamında ”www.ysk.gov.tr” adresinde ilan edilecek.

Muhtarlık bölgesi askı listeleri 22 Haziran Salı günü askıdan indirilecek, internet ortamında ilan edilen Yurt Dışı Seçmen Kütüğünün ilanı sonlandırılacak.

Muhtarlık bölgesi askı listeleri ve Yurt Dışı Seçmen Kütüğüne yapılacak itirazlar 28 Haziran Pazartesi günü karara bağlanacak. Listelerdeki değişiklikler 3 Temmuz Cumartesi günü seçmen kütüklerine işlenerek, kesinleştirilecek.

Takvime göre, 8 Temmuz Perşembe günü seçmenlerin adreslerine göre sandık atamaları (sandık seçmen listeleri) yapılacak.

Halk oylamasında kullanılacak birleşik oy pusulalarının basımına 9 Temmuz Cuma, sandık seçmen listelerinin çoğaltılması işlemine 12 Temmuz Pazartesi günü başlanacak.

-BUNDAN SONRAKİ SÜREÇ-

Takvime göre, bundan sonraki süreç şöyle işleyecek:

15 Temmuz Perşembe: Oy verilecek gümrük kapılarının tespiti ve buralarda görev alacak ilçe seçim kurullarının oluşturulması çalışmalarına başlanacak.

17 Temmuz Cumartesi: Gümrük kapıları ilçe seçim kurullarının oluşturulması işlemi tamamlanacak. Gümrük kapılarında görev alacak sandık kurullarının oluşturulması çalışmalarına başlanacak.

20 Temmuz Salı: Sandık seçmen listelerinin çoğaltılması işlemi bitirilecek. Seçmen bilgi kağıtlarının (yurt içi) yazımına ve dağıtımına başlanılacak. Türkiye genelinde sandık kurullarının oluşturulması çalışmalarına başlanacak.

24 Temmuz Cumartesi: Gümrük kapıları sandık kurullarının oluşturulması tamamlanacak ve ilgililere tebliğ edilecek.

Gümrük kapıları sandık kurullarının başkanlarına halk oylaması araç ve gereçlerini içeren malzeme torbalarının hazırlanmasına başlanacak.

Radyo ve televizyonda konuşma yapabilecek olan ve TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin bu yöndeki isteklerinin ve propaganda sırasının belirlenmesi için kuraya katılacak temsilcilerinin YSK’ya bildirmelerinin son günü.

29 Temmuz Perşembe: Gümrük kapıları sandık kurulları başkanlarına, halk oylaması araç ve gereçlerini içeren malzeme torbaları teslim edilecek ve bu kişilere eğitim verilerek göreve hazır hale getirilecek.

3 Ağustos Salı: Gümrük kapılarında oy verme işlemlerine başlanacak.

11 Ağustos Çarşamba: Türkiye genelinde sandık kurullarının oluşum işlemleri tamamlanacak, oluşumda görev alanlara bu husus bildirilecek.

Konuşma yapmayı dilemesi halinde, Cumhurbaşkanının yapacağı konuşmalar için yayın zaman ve sırası tespit edilecek. TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler ile iktidar partisinin yapacakları konuşmaların yayın zaman ve sıralarının tayini amacıyla kura çekilecek.

12 Ağustos Perşembe: Halk oylamasında kullanılacak birleşik oy pusulalarının basımı tamamlanarak, plan dahilinde dağıtımına başlanacak.

16 Ağustos Pazartesi: İlçe seçim kurullarınca, sandık kurulları başkanlarına teslim edilecek halk oylaması araç ve gereçlerini ihtiva eden malzeme torbaları hazırlanmaya başlanacak.

3 Eylül Cuma: Seçmen bilgi kağıtlarının (yurt içi) seçmenlere dağıtımı tamamlanacak, dağıtılamayanlar ilgili ilçe seçim kurulu başkanlıklarına teslim edilecek.

-PROPAGANDA DÖNEMİ VE YASAKLAR-

5 Eylül Pazar: Serbest propaganda dönemi ve buna ilişkin yasaklar ile radyo ve televizyon konuşmaları başlayacak.

6 Eylül Pazartesi: İlçe seçim kurulları başkanlıklarınca, halk oylamasında görev alacak sandık kurulu görevlilerine eğitim verilmesine başlanacak. Halk oylaması araç ve gereçlerini içeren malzeme torbaları sandık kurulu başkanlarına teslim edilecek ve sandık kurulları göreve hazır hale getirilecek.

Herhangi bir nedenle dağıtılamadığı için ilçe seçim kurulu başkanlığına iade edilen seçmen bilgi kağıtları, oy verme gününde seçmenler tarafından istenildiğinde verilmek üzere sandık kurulu başkanlarına teslim edilecek.

7 Eylül Salı: Taksirli suçlardan hükümlüler ile tutuklu seçmen kütükleri kesinleştirilecek.

11 Eylül Cumartesi: Propaganda dönemi saat 18.00′de sona erecek.

12 Eylül Pazar: Halk oylaması yapılacak ve seçim yasakları saat 24.00′te sona erecek.

İşte CHP’nin genel başkan yardımcıları

CHP’nin ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantısını yaptı. İlk toplantıda Gaye Erbatur, Haluk Koç, Hakkı Suha Okay, Umut Oran genel başkan yardımcılıklarına seçildi

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında bugün gerçekleştirilen Parti Meclisi (PM) toplantısında seçilen MYK, ilk toplantısını yaptı.

Hakkı Suha Okay toplantının ardından düzenlediği basın toplantısında, MYK’nın PM üyelerinin oy birliğiyle seçildiğini, Genel Sekreterliğe getirilen Önder Sav’ın 75, Genel Saymanlığa seçilen Faik Öztrak’ın ise 74 oy aldığını, Sav’a 6, Öztrak’a ise 7 geçersiz oy çıktığını kaydetti. Buna göre MYK şu isimlerden oluştu:

”Önder Sav, Süheyl Batum, Gülsün Bilgehan, Gaye Erbatur, Mevlüt Coşkuner, Turgut Dibek, Mahmut Duyman, Gökhan Günaydın, Hüseyin Karakoç, Ali Koçal, Abdullah Özer, Berhan Şimşek, İzzet Çetin, Tekin Bingöl, Haluk Koç, Şahin Mengü, Hakkı Suha Okay, Umut Oran, Faik Öztrak, Abdülrezzak Erten”.

Okay, daha sonra MYK’daki görev dağılımını da açıkladı. MYK’daki görevlendirme şöyle:

Hakkı Suha Okay – Örgüt, TBMM ve Basınla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

Haluk Koç – Sivil Toplum Kuruluşları, Meslek Odaları ve Yurtdışı İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

Nevin Gaye Erbatur – Parti İçi Eğitim ve Yardımcı Kollardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

Umut Oran – İş, Çalışma Hayatı ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

Tekin Bingöl – Üye Yazım Birimi ve Örgüt İlişkilerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı

Gökhan Günaydın – MYK Sekreteryası, Meslek Kuruluşlarıyla İlişkiler ve MYK Raportörlüğünden Sorumulu Genel Sekreter Yardımcısı

Gülsün Bilgehan – Yurtdışı ilişkiler, Yurtdışı CHP Büroları ile İlişkiler, Yurtiçi Siyaset İzlenmesinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı

Abdülrezzak Erten – Halkla İlişkiler ve Yardımcı Kollardan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı

Okay, PM üyesi Prof. Dr. Sencer Ayata’nın Bilim, Yönetim, Kültür Platformu Başkanlığı’na, Orhan Eraslan’ın Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığı’na, Orhan Akbulut’un Yüksek Disiplin Kurulu Başkan Yardımcılığı’na, Selahattin Öcal’ın da Yüksek Disiplin Kurulu Sekreterliği’ne seçildiklerini aktardı.

Gürsel Tekin İstanbul’a döndü

MYK listesinde yer almayan Gürsel Tekin, Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi. Görüşmeden sonra kısa bir açıklama yapan Tekin ‘kimseye kırgınlığı olmadığını’ söyledi.

25 yıldır siyaset yaptığını ve bu geçen sürede hiç bir partili arkadaşıyla kırgınlık yaşamadığını belirten Gürsel Tekin ‘Bizim Genel başkanımızla hiç bir sorunumuz olamaz’ dedi

İSTANBUL’A DÖNÜYORUM

İstanbul’a döndüğünü söyleyen Gürsel Tekin, Parti Meclisi’nden istifa edip, İstanbul il başkanlığı’na dönüyorsunuz şeklinde yorumlayabilirmiyiz’ diye soran gazetecilere de ‘istediğiniz şekilde yorumlayabilirsiniz’ dedi.

Habertürk sunucusu hayran kaldı

8. Türkçe Olimpiyatları için ülkemize gelen çocuklar bu kez Habertürk ekranındaydı. Burası Haftasonu programında Oylum Talu’nun konuğu olan öğrenciler canlı yayında hünerlerini sergiledi…